31 Ekim 2016 Pazartesi

Teknoloji Stajı

Sketch Up

Sketch up öğrenmesi ve kullanması oldukça kolay bir program. Çizim ve modelleme programlarına aşina olan biri için oldukça basit bir program. Lynda’da videolardaki anlatım son derece akıcı ve keyifli olduğu için programı öğrenmesi daha da kolay hale geliyor. Videolarda Sketch Up’ın temel kullanım prensiplerinden ve özelliklerinden bahsedildi. En çok kullanılan komutlar tanıtıldı (Push and pull, ofsett, costumizing looks, follow me, zoom, pan, orbit, camera,  shadows, rotate, scale, move, parallel projection). İki boyutlu plandan üç boyutlu bir model üretme sürecinin pratikliği çok etkleyici. 

Photoshop&Illustrator

Photoshop ve illustrator arasında en temel farklardan biri olan piksel ve vektörel çizim yapabilme, denemelerimdeki çizgi kalitesine yansıdı. Illustrator kullanarak yaptığım denemelerde photoshopa göre görüntü kalitesi sorunu azalıyordu, pafta baskısı alınacağı zaman Illustrator programının sunduğu kaliteli baskı imkanlarının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Photoshop çevremdede kullanımının daha yaygın olduğu bir program, fotoğraf üzerinden çalışmak için ideal olduğunu düşünüyorum. İki programda da layer sistemi kullandığım çizim programlarından farklı olduğu için layer kısmına alışmam bi hayli zaman aldı. Bu iki programı akıcı kullanabilmek için bolca pratik şart.


Autocad

Autocad’i birinci sınıfta rhino öğrenirken kendi denemelerimle öğrenmiştim. Lynda’nın verdiği eğitim bu bilgilerimi daha düzenli aktarmamda yardımcı oldu. Bununla beraber yeni öğrendiğim komutlar da mevcut tabiki. Rhino’ya kıyasla 2 boyutlu çizim için daha hızlı bir program olduğunu düşünüyorum. Çizgi kalınlığı verme ve hatch komutu daha gelişmiş ve başarılı. Aynı zamanda block komutu da rhino’ya göre çok daha iyi çalışıyor. Daha ileri seviye eğitimini kesinlikle alacağım bir program.
































































18 Ekim 2016 Salı


Malta

Malta Luca havaalanına inişimizden sonra uzun, hatta bitmek bilmeyen bir otobüs yolculuğuyla otelimize ulaştık. Beklediğimizden çok daha iyi bir otel çıkması bizi oldukça sevindirdi. Otobüs yolculuğu süresince ülkenin mimarisi ve kültürüyle ilgili bolca gözlem yapma fırsatımız oldu. Şövalyeler tarafından kurulmuş bir ülke olması sebebiyle özellikle kalelerde ve eski yapılarda ortaçağ havası hakim. Bununla beraber adada bolca çıkan kireç taşı da neredeyse her yapıda kullanılmış. Dışarıdan başka yapı malzemelerini getirmek çok pahalı olduğu için ve şehrin artık yerleşmiş mimari dokusunu bozmamak için kireç taşından başka bir yapı malzemesi tercih edilmiyor. Otele yerleştikten sonra güzel bir akşam yemeği için St. Julians koyunda, Malta’nın en ünlü restaurantlarından olan Dolce Vita’ya gittik. Şehir merkezinde yer alan bu koya giderken Maltanın eğlence merkezi olan barlar sokağını ve genel nüfusu görmüş olduk. Ada ne kadar genç nüfusa sahip de olsa bu durum çoğunlukla yaz ayları için geçerli. Adanın yerli genç nüfusu çok az. Olanların da çoğu Malta dışında okumayı tercih ettiği için yaz aylarında yerli ve turist gençler adayı dolduruyor. Akşam yemeğinde Maltada da popüler olan çiğ istiridyeyi de denedik, bizim damak zevkimize uymayan bir yemek olduğunu belirtmek isterim. Ertesi sabah Malta’yı daha bir gündüz gözüyle görme fırsatı yakaladık ve sahillerini keşfetmek üzere otelden ayrıldık. St. Georges Bay de denize girdik. Akdeniz iklimi olduğu için ülkemizin deniz kıyılarına oldukça benziyordu. Günün akşamında Ülkenin başkenti Valetta’ya gittik. Valetta aynı zamanda "old town" olarak da bilinen surlar içerisinde kasabayı andıran bir şehir. Evleri ve renkli cumbalarıyla da ünlü olan Valetta, parlamento binası gibi devlet dairelerini de içinde barındırıyor. Oldukça şirin bir şehir olan Valetta da akşam yürüyüş yapmak büyük bir keyif fakat saat 10 itibariyle sokaklarda neredeyse kimse kalmıyor. Üçüncü gün Valettayı daha iyi görebilmek için sabahtan Valetta sokaklarını gezmeye gittik. Ülkenin en ünlü katedrallerinden St. John katedralini gezdik. Barok mimariye sahip bu katedral barok mimarinin dünyadaki en iyi örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Dışardan son derece sade bir mimariye sahipken, içeriden bakılınca da tam aksine belki de dünyanın en şaşalı ve süslü katedrali. Valetta’nın kafe ve mağazalarının olduğu bir bölgede konumlandırılmış katedral kesinlikle görmeye değer ve etkileyici. Gündüz gözüyle daha da dikkat çeken renkli cumbalar genel mimarideki sıkıcı sarı ve turuncu dengesini bozarak şehre heyacan verici bir görünüm katıyor. Geziden sonra da "Malta" denilince ilk akla gelen kesinlikle renkli cumbalar oluyor. Günün ilerleyen saatlerinde gene Valetta da yer alan “Upper Barakka Gardens” a gün batımını izlemeye gittik. Adının da andırdığı gibi Game of Thrones’daki saray bahçelerine benzeyen bu bahçeden tüm Malta limanı ve ülkenin büyük bir bölümünü görmek mümkün. Bununla beraber oturacak bankları ve küçük miktar yeşilliğiyle de oldukça sevimli bir yer. Kale surlarının en üstünde yer alan bu bahçede limanı korumak için şövalyelerin kullandığı topları da görebilirsiniz. son iki günümüzü geçirmek için Malta takım adalarına bağlı olan Gozo ve Comino’ya Valetta’dan kalkan teknelerle geçtik. Gozo adası Malta’dan sonraki ikinci büyük ada ve yerleşim açısından oldukça fakir bir ada. Adayı gezebilmek için küçük bir turla anlaştık ve gezmeye başladık. İlk durak doğal bir oluşum olan “Azur Window”du. İsmini denizin renginden alan bölge bence tüm tatilin en ilginç kısmıydı.  Aynı zamanda Azur Window’un yan koyunda oluşmuş mağaraları küçük bir botla gezme fırsatı bulduk. Buradan sonra şehrin zirvesine kurulu olan "Victoria The Grand Castello" yu ziyaret ettik. Şehir yapısı olarak Malta’ya benzemekle beraber kendine has bir kültür ve mimariye sahipti.

Atölye Stajı


Atölye Stajı:

22/08/2016 - 02/09/2016

Khalkedon Moda Yeniden Işlevlendirilmesi:

Atölye stajı kapsamında Tasarım Atölyesi Kadıköy bünyesinde 10 günlük staj yaptım. Bu staj kapsamında hem bireysel olarak hemde yedi kişilik bir grup çalışması yapıldı. Bu staj kapsamında ilk hafta ele aldığımız konu moda sahilde yer alan Khalkedon isimli bir yerleşkenin tekrar işlevlendirilmesi üzerineydi. Üç birinci sınıf mimarlık, bir birinci sınıf iç mimarlık ve iki tane dördüncü sınıf mimarlık öğrencisi olmak üzere yedi kişilik bir grup halinde fikir geliştirdik ve haftanın sonunda bir toplantı yaptık. Grup çalışması kapsamında tekrar işlevlendirilen Khalkedon binası 4 katlı ve tamamen restaurant olarak kullanılan son derece işlevsiz ve bölge halkı tarafından sevilmeyen bir mekandı. Yeniden işlevlendirmedeki amaç ise bu mekanı “co-working space” haline getirmek üzereydi. Böylece bölge halkı tarafından, daha çok gençler ve genç meslek sahipleri, adına kaynaşma ve çalışma mekanı oluşacak ve Khalkedon canlanacaktı. Araştırmaya Khalkedon binasını gezerek ve diğer atölye kurumlarının ne gibi imkanlar sunduğunu araştırarak başladık. Ayrıca diğer atölye kuruluşlarıyla ilgili yapılan bir kaç araştırma ve anketi de inceledik, böylece diğer yerlerde uygulanan bazı imkanları buraya da uyarlayabilecek ve oluşabilecek hataları ve eksiklikleri önceden tahmin edebilecektik. Çalışmalarım sonucu Khalkedon binasının iki katını co-working space olarak kullanıp bodrum kattaki mutfağı da gastronomi ve mutfak sanatları dersleri verilebilecek şekilde değiştirilebileceği yönünde fikir geliştirdim. Mutfak şu anki haliyle bile gereksiz büyük ve kullanışsız bir bölümdü. Co-working space şeklinde kullanılacak alanda yaklaşık 40 kişilik bir konferans salonu, bir kaç toplantı odası ve grup halinde çalışmaya olanak sağlayan bolca masa koyulması fikrini sundum. Yeniden işlevlendirilmiş binanın dışarıya vermek istediği mesaj “biz şeffaf bir çalışma alanıyız ve herkese açığız” şeklinde olduğu için yapılan tüm toplantı odalarının ve konferans odasının cam ile bölmelendirilmesinin en doğru yöntem olacağını belirttim. TAK çalışanlarının kullanımı için bir yönetici odası ve mutfak gereksinimi vardı bunlar da mevcut planda lokal olarak adlandırılan odayla çözüldü. son olarak binanın teras şeklinde kullanılan çatı katı ise perma kültür şeklinde kullanılacak. Etraftaki mahalle sakinlerinden ses ve manzara ile ligili şikayetler geldiği için teras başka amaçla kullanılamıyor. Ön bahçe kısmının da kermes ve sergiler için kullanılabileceğine karar verildi. Bunlara ekstra olarak ortada küçük bir yeşil alan oluşturmak ve galeri boşluğu yaratmak da düşünülen fikirler arasındaydı. Eğer bu proje için belediyeden izin çıkarsa ocak ayı gibi yakın bir zamanda bu binanın görevine başlaması planlanıyor.





3D Printer Teknikleri Üzerine Çalışma:

İkinci haftada 3D printer teknikleri üzerinde çalışmaya karar verdik. Gelişen, popüler bir teknoloji ve tasarımcılar adına fayda sağlayabilecek bir teknoloji olmasından ötürü bu konuya yöneldik. 3D printer’dan ne basabiliriz diye araştırmaya ve tasarlamaya başladık. Tasarlanan şeyin işlevsel bir amacı olması gerekmemekteydi. Tasarımın bu kadar serbest olmasından istifade ederek bu konu üzerinde çalışırken biraz da grasshopper öğrenebileceğimi düşündün ve tasarımımı yaparken grasshopper kullandım. Sonuç olarak bir kesitini kendimin tasarladığı bir mobius katısını, grasshopper da tasarladığım bir yüzeyle kapladım ve karmaşık bir form yarattım. Bizden önceki stajyerlerin 3D printer’i aşırı kullanmasından dolayı printer bozulduğu için basım sürecini maalesef göremedik.